Günümüz Çankırı'sında köy ve kasabalarında
çok önemli değişikliklere uğratılmamış düğün adetleri hakkında derli toplu
bilgileri Merhum Hacı Şeyhoğlu Hasan Üçok’un, 1930, 1931, 1932 yıllarında
Çankırı'da neşredilmiş ve Duygu Gazetelerindeki tefrika edilmiş yazılarından
öğrenebilmekteyiz.
Bu kaynaktan öğrendiklerimizi, günümüz Çankırı'sında yaşayan düğün adetlerinin
şekli ile yer yer mukayese ederek sunacağız. Aslında elli sene önce kaydedilen
düğün adetleri ile bugünün Çankırı'sında yaşayan adetler, genel hatları ile
birbirlerinin aynısıdır. Lakin, bilhassa para yönü ağır basan ve aşırı masrafı
gerektiren motiflerin, zaruri olarak terkedilmiş olduğu da bir gerçektir.
Düğünlerde İlk Teşebbüs: Evlenme çağına gelen Çankırılı delikanlının anası, oğlu
için aradığı münasip gelin adayını bulunca, bu durumu kocasına iletir. Bugün de
aynı durum geçerli olmakla birlikte, daha çok oğlan bulduğu kızı anasına, anası
da kocasına anlatmaktadır. Bunun üzerine, kızın kendisi ve ailesi hakkında
lüzumlu araştırmalar yapılır, bilgiler toplanır. Kız, yapılan araştırmalar
neticesinde ahlaken, bilgi ve beceriklilik bakımından münasip görülürse
dünürlüğe karar verilir. Köy ve kasabalarda bu durum geçerli ise de, şehir
merkezinde kız ve oğlanın tanışarak anlaşarak evlenmelerine daha sık
rastlanmaktadır.
Daha sonra, araya bir aracı konarak kızın anasına haber verilir. Kız anası da
kocasına söyler, ağabeyi varsa onun da görüşü alınır, durum oğlan tarafına haber
verilir. Bunun üzerine, kız tarafı ilk olarak normal bir masrafla alınabilecek
takı ve eşyaların listesini oğlan tarafına duyurur. Eskiden bu listede beş adet
beşibiyerde kulplu altın, iki çift elmas küpe, iki elmas yüzük, iki elmas iğne,
iki çift gümüş nalin, iki gümüş kemer, iki kaftan, iki Bağdat dokuması ipek
çarşaf, iki hamam takımı, iki çift potin kalüş yer almakta idiyse de, bugün
bunların çoğu istenmemektedir. İstenilenler sadece nişan yüzüğü, bilezik ve
kolye ile altın zincir gibi takılar ve eşyalar olmaktadır. Diğer istekler, daha
sonra belirlenmektedir. İstekler, oğlanın ailesi tarafından da kabul edilmişse
söz kesilmiş demektir.
Nişan Töreni: Oğlan evi tarafından kabul edilerek alınan eşya ve takılar, kız
evine gönderildikten sonra bir Cuma günü nişan yapılır.
Nişan günü, oğlan tarafının kadın ve kızları ile bir de defçi davet edilir.
Defçi çalmağa başlar. Her iki tarafın davet edilen kadınları oyun ve
eğlencelerini birkaç saat kadar sürdürdükten sonra, ortaya bir kat elbiselik
kumaş serilir. Bu kumaş, oğlan evi tarafından getirilen ziynet eşyaları ile
birlikte, gelin kıza elbiselik olarak getirilmiştir.
Gelin olacak kız içeriye girince, elebaşılık eden kadınlar "Allah aşkına
maşallah deyiniz, nazar değmesin” diye ihtarda bulunurlar. Gelin kız, yerde
serili kumaşın üzerine gelip ayakta durur. Getirilen yüzük parmağına takılır.
Diğer mücevherler de elbisesi üzerine iliştirilir.
Bunlardan sonra gelin kız, önce oğlan tarafının (annesinden başlamak üzere)
ellerini öper. El öpme sırasında, getirilen özel hediyeler de takılır.
Şimdi ise (daha çok şehir merkezinde) bu nişan merasimi, oğlan ile kızın, davet
edilen her iki taraf akrabaları huzurunda ve kız evinde, birbirine kırmızı bir
kurdele ile bağlamış nişan yüzüklerinin, hatırı sayılır bir akraba veya eş-dost
tarafından takılması şeklinde yerine getirilmektedir. Nişan merasimindeki
eğlence ve hediye vermeler de, bu esnada yapılmaktadır.
Şerbet İçilmesi: Genelde kısmi değişikliğe uğramasına rağmen, şerbet içilmesi de
şu şekilde olur: Kadınlar tarafından nişan töreni yapılmadan bir iki gün evvel
ailenin durumuna göre erkekler tarafından da tören yapılır. Törende dualar
okunur ve şerbetler içilir. Şerbet içme adeti sadece kadınlar arasında
yapılmaktadır ve özellikle "darısı başına olsun" dilekleriyle, genç kızlara
içirilmektedir.
Kadın ve erkekler arasında bu şekilde nişan töreni tamamlandıktan sonra, kız
oğlan tarafına geçmiş sayılırdı ve bugünden başlamak üzere oğlan anasına
gelinlik etmeğe başlardı. Gelinlik etmekten maksat, gelin olan kızın kaynana ve
kayın babasına kat’iyyen yüksek sesle söz söylememesidir. Mecburi bir durum
olursa, çok hafif bir sesle konuşabilmesiydi.
Gelin kız her nerede oğlan tarafından bir kadınla karşılaşsa, onların ellerini
öper. Yanlarında hiç kimseyle konuşup eğlenemez... Aksi takdirde, gelin hakkında
hiçte hoş olmayan (arsızlığına, yüzsüzlüğüne yorumlanan ) dedikodular bir anda
yaygınlaşır. Ancak, gelinlik etme adeti günümüz Çankırı'sında genellikle kasaba
ve köylerinde bu şekildedir. Merkezde ise gelin kızlar sözlüsü veya nişanlısı
ile el ele-kol kola gezebilmekte, eğlenebilmektedir.
Nikah Töreni Veya Düğün (Dün): Çankırı'da nikah töreni yahut düğün, eskiden şu
şekilde yapılmaktaydı:
Mahalle bekçisinden, imamından, muhtarından başlayarak diğer yetkililere bahşiş
ve harçlar verildikten sonra, mahalle imamına hitaben izinname çıkartılırdı.
İzinname"de "... mahallesi imamı efendi, badesselam inha olunurki... nam bikri
ile evlenmesine canib-i şer'i şerifeden izn-i şer'i lahık olundu vesselam.."
tarzında beyan bulunurdu, izinnamede, "Mihr-i müeccel" ve "mehr-i muaccel" diye
tespit edilmiş iki yer bulunurdu.
"Mihr-i müeccel" nikah bedeli, "mehr-i muaccel" de erkeğin vakti olmayıp ta
geline ait mücevheratı ve diğer eşyaları ileriki bir zamanda yapılmak üzere adet
ve miktarının bedeli demekti. Bu durumları beyan eden hususlar, izinnamedeki
tespit edilen yerlere yazılırdı. Ölüm veyahut başka bir surette ayrılık vaki
olur ise izinnamedeki yazılı hususlar, kadının hakkı olarak gerekirse mahkeme
hükmü ile alınırdı.
İzinnameler, mahalle imamları tarafından muhafaza edilerek saklanırdı. Nikah
duasına mahallenin ulema ve diğer sayılır kişileri davet edilirdi. Kızın bir
vekil iki şahidi, oğlanın da aynı şekilde bir vekil, iki şahidi davetliler
arasında bulunurdu. Nikaha başlanmadan önce imam efendi tarafından, yapılacak
veya yazılacak bir şey olup olmadığı sorulur, varsa şayet, yapılır veya
yazılırdı. Nikah miktarına gelince, öteden beri nikah miktarı pazarlık suretiyle
yapılması adet idi. Bu pazarlığın uzaması ne kadar çok olursa, o kadar da sevabı
olduğuna inanılırdı.
İmam Efendi meclisin ortasına oturur, sağ tarafına oğlanın, sol tarafına da
kızın vekil ve şahitleri oturur, kız tarafına hitaben "İsteyiniz bakalım.."
derdi.
Bu şekilde kız tarafı ile oğlan tarafı arasında, imam efendi hakemliğinde sürüp
giden pazarlık sonucunda bir bedel tespit edilirdi. Miktarın tespitinden sonra
nikahın aile kuruluşunda esas olduğunu beyan eden bir Hadis-i Şerif okunur
herkes diz çöker, ellerini açık olarak dizlerinin üstüne koyarlardı. Yalnız imam
efendi elinin birisini kapalı olarak dizinin üstüne koyardı. Sebebi ise nikah
esnasında oğlan evinin düşmanları büyü yapılabilir düşüncesiydi.
İmam oğlanın vekiline hitaben üç defa:
"-Allah'ın emriyle, Peygamberin kavliyle, filanın kızı filan hanımı, kendi
tarafından vekaleten filan efendiye asaleten alıverdin mi?..." diye sorardı.
Oğlanın vekili ise "Alıverdim" diye cevap verirdi. İmam efendi de, bunun üzerine
"Ben de akdi nikah eyledim." deyip elini açar ve uzunca bir dua okurdu.
Daha sonra orada bulunanlara şerbet verilir, artan şerbet de uygun görülen
yerlere gönderilirdi. Kız tarafı da bir tepsi baklava ve hediye ile karşılıkta
bulunurdu. Kurban bayramlarında arife günü kız evine kurban göndermek adetten
idi. Buna da, kız tarafı baklava ve diğer hediyelerle karşılık verirdi.
Bugün: Çankırı'daki nikah ve düğün adetlerinin yarım asır önceki durumuna
karşılık, bu adetlerin pek çok yönü, günümüzde bazı değişikliklere uğramıştır.
Bu değişikliklerin en önemli sebebi, hiç şüphesiz ki, artan ihtiyaçlar
karşısında Çankırı insanının içinde bulunduğu maddi imkansızlıklar olmalıdır.
Çünkü bugünkü düğünlerde Çankırı insanı, daha çok ucuz ve külfetsiz olan ama öze
bağlı adetler oluşturmuş, pahalı ve çok masraf gerektiren motif ve unsurları
terk etmek durumunda kalmıştır.
Günümüz Çankırı'sında nikah akdi, resmi ve imam nikahı olmak üzere iki ayrı
safhada yapılmaktadır. Resmi nikah, daha çok düğün merasimi ile birlikte
yapılmaktadır. Ekonomik zorluklar ve bir de zamandan tasarruf etme kaygısının
tabii bir neticesi olarak düğün merasimi şekline dönüştürülmüş olan resmi nikah
(belediye nikahı) işlemi, genellikle Belediye Nikah Salonu veya benzeri bir
yerde yapılmaktadır.
Belediye Evlendirme Memurluğu tarafından tayin edilen gün ve saatte, nikah
salonunda "nikah ve düğün merasimleri" yapılacağı, matbu halde bastırılan
davetiyelerle eş-dost ve akrabalara önceden duyurulur. Davetliler, nikah
saatinden 15-20 dakika önce salona gelerek yerlerini alırlar. Hemen ardından da
damat tarafından gelin, salona getirilir. Gelinle damat, nikah saatine kadar bir
süre, davetlilerin bulunduğu salondan ayrı bir odada bekletilir ve nikah
esnasında yapacakları işler hakkında, nikah memuru tarafından kısa bilgiler
verilir.
Nikah memuru ile gelinle damat tarafının şahitleri salondaki masada yerlerini
aldıktan sonra, gelin ve damat kol kola salona girerler. Salondaki davetliler,
ayağa kalkarlar ve gelinle damadı alkışlarlar. Masaya vardıklarında önce gelin,
şahidinin karşısındaki sandalyesine oturur, damat da kendi şahidinin karşısına
oturur.
Belediye nikah memuru, varsa tebrik ve telgrafları okur. Ardından da, Medeni
Kanun'un ilgili maddesine göre Belediye Başkanınca kendisine verilen yetkiye
dayanarak nikahlarını kıyacağını yüksek sesle duyurur ve önce kıza, sonra da
oğlana ayrı ayrı;
"-Filan kızı filan... falan oğlu falanı kocalığa kabul ediyor musun?",
"-Filan oğlu filan... falan kızı falanı, eş olarak kabul ediyor musun?.." diye
sorar.
Kız ve oğlan yüksek sesle "evet" dedikten sonra, önce kız, ardından da oğlan,
deftere imza atarlar. Şahitler de imza attıktan sonra, evlendirme memuru her
ikisini de yüksek sesle "karı-koca" ilan eder. Bunun üzerine damat, kızın
ayağına basarak duvağını açar. Davetliler alkışlarlar...
Nikah tamam olduktan sonra, gelinle damat, salonun çıkış kapısında durarak,
davetlilerin tebriklerini kabul ederler. Davetlilerin tebrik işi bittikten
sonra, kız ve oğlan tarafı, hep birlikte hatıra fotoğrafları çektirirler. Bu iş
de tamam olunca konvoy halinde şehir dolaşılarak oğlan evine ulaşılır.
İmam Nikahı: Dini nikah da denilen imam nikahı, ya resmi nikahtan veya gerdeğe
girmeden hemen önce yapılır. Bu nikah işleminde, eskiden olduğu gibi izinnameler
yoksa da, imam tarafından kız ve oğlan ailesinin verdikleri bilgilere göre
tespit ederek bir kağıda kaydedilen "mihr-i müeccel" ve "mehr-i muaccel" vardır.
Günümüz Çankırı'sında dini nikah, kızla oğlanın birbirlerini görmelerinde bir
mahzur bulunmamasını sağlamak için nişandan hemen sonra da yapılmaktadır.
Yine bugünkü Çankırı'da düğün merasimlerinin bir başka bölümü daha vardır:
Resmi nikah ile birlikte düğün salonunda yapılanların haricinde, üç gün önceden
kız ve oğlan evlerindeki şenliklerdir bu bölüm...
Bu şenlikler genellikle Cuma günü kadınlar arasında başlar. Kına gecesi ve son
günün gündüzüne kadar devam eder. Kız evinde şenlikten sonra kadınlar arasında
mevlid okutulur. Kına gecesinde oğlan evinde ise, "Baş Donanması" yapılır.
Baş Donanma: Bu adet, eskiden daha teferruatlı ve geniş bir şekilde yapılmakta
iken, bugün tam olarak uygulanamamaktadır. Çünkü gerek ekonomik zorluklar ve
gerekse gelenek ve göreneklere karşı yeni nesillerde bir umursamazlık
görülmektedir. Öyle ki, ekonomik durumu yerinde olmayan aileler, külfetli olduğu
için her yönüyle mükemmel ve geleneklere-göreneklere uygun bir düğün yapamadığı
gibi, durumu yerinde olan zenginler ise, düğünlerini balolarla yapmayı tercih
eder olmuşlardır. Fakat her şeye rağmen yine de, "Çankırı'nın köklü zengin
aileleri" düğünlerini geleneklere mümkün olduğunca riayet ederek icra etmeğe
gayret ve titizlik gösterirler.
Gönümüz Çankırı'sında Başdonanması, genel olarak Yaran Sohbetleri'ndeki şenlik
vb. oyunlarla renklendirilen bir hal almıştır. Bu da her yıl kış mevsiminde
yapılması gereken ama çeşitli sebeplerden dolayı ihmal edilen Yaran
Sohbetleri'ne, yeni nesillerin özleminden kaynaklanıyor olsa gerek...
Oğlan evinde baş donanması yapılırken, kız evinde de kına yakılır.
Kına Yakma: Oğlan evinde baş donanma yapıldığı saatlerde kız evinde kına yakılma
şöyle olur: Kız evi yakınları yatsı namazından evvel gelerek kız evinin büyük
olan odasında belli bir yere otururlar. Oğlan evi tarafından gelenler ise ayrı
oturur. Defçi kadınlarla birlikte türkü söyleyenler de bulunur.
Yatsı vakti sonunda oğlan tarafından olan kadınlar, oğlan evinde toplanır. Toplu
halde kız evine giderler. Oğlan tarafından giden kadınlar, çok süslü giyinmeye
itina gösterirler. Bu kadınlardan ikisi, ellerinde tepsiler içinde her çeşit
kuru yemiş ile birlikte kınayı da götürürler.
Eskiden bu gidiş, özel bir tören şeklinde idi ise de, şimdilerde gayet
sadeleştirilmiş ve normal hale getirilmiştir. Kına gecesinde eski adetlerden
kalanlar, çerez yemek, oynamak ve kına yakmak
üzere çok az sayılacak motiflerdir. Havai fişekler atılması ve oldukça yüklü
miktarda para masrafını gerektiren diğer motiflere de rastlanılmaktadır.
Oyunlar oynandıktan, çerezler yendikten sonra yaşlı ve becerikli kadınlar, dua
ve ilahiler okuyarak, gelini evin ortasına oturturlar ve törenle kınasını
yakarlar. Daha sonra oğlan evinden gelen kadınlar evlerine giderler. Kız evinde
kalan gelin kızın arkadaşları, ona arkadaşlık ederek sohbet ederler.
Gelin Çıkarma: Çankırı'da gelin çıkarma adedi, geçmiş yıllardaki duruma bakarak,
günümüzde bir hayli değişikliliklere uğramıştır. Diğer gelenek, görenek ve
adetlerde olduğu gibi, masraftan kaçmak ve günün icaplarına aslını bozmadan
uyabilmek kaygısı ile uğratılan bu değişik gelin çıkartma adetlerinin dün ve bu
günkü hâlleri şu şekildedir.
Kına gecesinin ertesi günü, gelin çıkartma merasimi yapılır. Sabahleyin
erkenden, oğlan evinin her tarafı temizlenir. Eski tantana, şaşaa yerine bir
sükunet çökerdi. Oda tarafında, güveyi ile yanına gelen bir kaç genç
arkadaşından başka kimse kalmazdı. Davullar bir yandan ağır ve dertli havalar
çalarken, öte yandan da kuşluk vakti (öğleye doğru) güveyinin gireceği hamam
temizlenerek hazırlanırdı. Hamamda saz takımı şen havalar çalar ve aynı zamanda
güveyi ile arkadaşları hamama giderlerdi.
Öğle ezanı okunduğu zaman, bir gün öncesinden okuyucular vasıtasıyla yapılan
davetler üzerine oğlan evi tarafı oğlan evinin önünde, kız evi tarafı da kız evi
önünde toplanırdı. Oğlan evi tarafından bindirilen 20-30 kadar süvarinin
(atlının) önünde davullar zurnalar çalar, köçekler oynayarak kafile (gelin
alayı) yola çıkardı. Daha önceden çeyizi götürülen katırların iki katı süslenmiş
hayvanlar, kafileyi takip ederdi. Sağdıç ta aynı şekilde süslü bir ata
bindirilir ve gelin getirmek için hazırlanan arabalar, arkalarında yüzlerce
seyirci ve davetli ile kız evine giderlerdi. Kız evine varmadan yolda
sancakların önü kalabalık olurdu bazen Çankırı cadde ve sokaklarına sığmaz hale
gelirlerdi.
Bu şekilde kız evi önüne varırlardı. Kız evi önünde toplanan kalabalığa, kız evi
tarafından şerbetler dağıtılırdı.
Kuşak Bağlama: Gelin, babası evinden çıkarken, avluda en yakın akrabalar ve bir
de hoca bulunurdu. Gelini avlu ortasına dikerler, en yakın akrabasından ve
zenginlerden birisi, gelinin beline bir kuşak veya gümüş kemer bağlardı, gelinin
beline kuşak bağlayan kişi, kendi kesesine göre, gelinin cebine para da koyardı.
Orada bulunan hoca dua eder, duasından sonra gelin orada bulunanların elini
öperdi. Gelin, yüzü peçeli ve çarşaflı olduğu halde, bineceği ata (veya arabaya)
kadar iki tarafına kilimler gerilerek, kimseye gösterilmeden götürülürdü. Gelin,
en yakın ve yaşlı akrabasından iki hanımla birlikte arabasına biner, diğer
arabalara da diğer kadınlar binerlerdi.
Gelin tarafının çeyizi, oğlan tarafının hazırladığı çeyizle aynı kıymette
olurdu. Her iki tarafın çeyizlerinin yüklenmesi için 20-30 kadar katır
hazırlanırdı.
Bazen süslü bir rahlenin üzerine Kur'an konur ve sırmalı örtülerle örtülürdü. Bu
rahle ön tarafta ve başta götürüldü ki, gelin kızın okuma bildiğine işaret
gösterilirdi. Çeyiz, her katırın üzerine telli oda takımları, kilimler, halılar
örtülmek suretiyle yüklenir ve herkesin gözleri kamaştırılmak istenirdi.
Gelini taşıyan vasıtalar, at, tahterevan, tatar arabası, lando veya yaylı
arabalar gibi vasıtalar idi. Bu halde kafile (düğün alayı) giderken mezarlık
civarına gelince dururlar ve davul zurnalar susturulur Fatihalar okunurdu.
Yastık Götürmek: Gelin çeyizi yükletildiği ve gelin alayı hareket ettiği sırada
gençlerden birisi bir köşe yastığını kaçırıp hamama götürürdü. Güveyi, yastığı
götüren gence bahşiş verir ki, bu bahşiş gelinin evden çıkartıldığı, ve yola
koyulduğu haberinin bahşişidir.
Gelin alayı şehrin merkez mahalle ve caddelerinden geçerler. Alay geçerken
önlerine ipler gerilir ve düğün sahibinden bahşişler alınır. Bu şekilde gelin,
yeni evine getirilir. Oğlan evinin büyükleri ve yakın akrabaları yanlarında bir
imam ile evin önünde beklerler. Gelin eve girince dua edilir. Gelin, önce
kayınbabasının ve büyüklerinin ellerini öper, kayınbabası ve akrabaları, gelinin
başına kuru yemişle karışık bozuk para serperler. Bu paralar oradaki çocuklar
tarafından kapışılır ki, uğur ve bereket sayılmaktadır. Gelin, hazır edilen
odaya alınır.
Güveyi Girişi : Gelin, oğlan evine geldikten bir kaç saat sonra, kız evi
tarafından hazırlanan baklava ve etli yiyecekler getirilir. Bunları getirenlere
de bahşişler verilir. Bu yiyecekler sadece gelin ile damat beye aittir.
Hamamdan çıkarılan damat, yatsı namazına camiye götürülür. Namaz çıkışında, eve
bir haberci gönderilir (Çok önceleri bu haber, fişek atılarak duyurulurmuş).
Gelin odasına iki bardak şerbet hazırlanır. Gelin hanım, duvağı örtülü halde,
odanın bir tarafına dikilir. Orta yerde bir yatak, bir tarafa da seccadeler
serilir. Oda ortasına serilen bu yatak, gündüz kim serdi ise o kişi tarafından
kaldırılır.
Güveyi kapıya geldiğinde, imam dua eder. Güveyi yaşlıların elini öper. Bu sırada
kapı açılır ve güveyi süratle içeri girer. Çünkü gençler tarafından güveyinin
sırtına yumruk vurmak adettir. Güveyi acele davranmazsa epeyce yumruk yer.
Güveyi gelinin bulunduğu odaya girer. Orada gelinle birlikte bekleyen (gelin
yalnız beklerse, al basar diye inanılır) yenge, gelinin duvağını açar ve ikisini
el ele tutuşturarak çıkar.
Güveyi ve gelin, ilk önce seccadenin başına giderek iki rekat hacet namazı
kılarlar.
O gece edilen duaların mutlaka kabul olunduğuna itikat edilir. Namaz kılınıp,
dualar edildikten sonra kalkarlar. Oğlan bir köşeye oturur, kızı da yanına alır.
Kıza bir kaç soru sorar. Kız cevap vermez. Oğlan, önceden hazırladığı
söyletmeliği (elmas veya altın yüzük vb) verir. Bunu verince kız da konuşmağa
başlar.
Güveyi daha sonra gelinden su ister. Gelin, önceden hazırlamış olduğu şerbetleri
verir ve birlikte içerler ki içilen bu şerbet ağız tatlılığına, yani tatlı dilli
ve güler yüzlü olmağa işaret sayılır. Sonra kız evinden gönderilen yiyecekler
yenilir...
Bayrak Kaldırma Havası: Çankırı köylerinde, düğün evinin önünde bayrak dikme
adeti vardı. Buna, "Bayrak Kaldırma" denilirdi. Bayrak kaldırılırken,
davul-zurna ile şu türkü çağrılırdı:
Dan yüzüne dan yüzüne
Vurdum dilberin dizine
Çayırda bostan bozuyor
Öksüzler bakar gözüne
Dan uykusu tatlı olur
Kaldırırlar akşam seni
Öğle işi firkatli olur
Yıldırırlar akşam seni
Halay Çekme Havası: Çankırı köylerinde on beş-yirmi genç yahut orta yaşlı grubu,
el ele tutuşarak bir yarım halka (hilal) oluştururlar. Halkanın her iki başında
bulunanlar, ellerinde mendil yahut birer çevre sallar ve çalınan havanın
ahengine uygun olarak ağır ağır dönmeğe başlarlar. Davul ve zurna bu yarım
dairenin ortasında durur ve genellikle şu havayı çalar.
Sarı kavun dilimi
Nitdin oğlan gülünü
Gülünü elinden alan
Bulsunlar Allah’ından
Aman aman sarı kız
Yatamam ben yalınız
Gidiyorum Çorum'a
Bir taş değdi koluna
Kolum sarılmak ister
Yarin ince beline
Aman aman sarı kız
Yatamam ben yalınız
"Aman aman" nakaratına gelince, baştakiler daireden ayrılarak iki ellerinde
mendiller olduğu halde hoplamağa başlarlar. Buna göre diğerleri de hoplaya
hoplaya çevirirler. Oyundan sonra halay başı olan, davulcuya bahşiş verir.
Gelin Havası: Gelin, güveyi evine götürülürken, davul-zurna şu havayı çalar:
Karacamın taburunu bozmuşlar
Bozluğun dağını ne çok gezmişler
Karacamı sinesinden üzmüşler
Karacam karacam aslan karacam
Anan yasdık koysun yaslan karacam
Karamandır her kardeşim karaman
Bekar olsam gitse canım aramam
Ben illerin evlerinde duramam
Karacam karacam aslan karacam
Anan yasdık koysun yaslan karacam
Bu türkü uzun bir bozlaktan kalmış iki parça olup hikaye ettiği hadisenin; "bir
kızı seven iki erkekten birisinin gelini götürürken diğeri tarafından saldırıya
uğrayarak Karaca denilen damadın göğsünden vurulmak suretiyle gelinin
kaçırıldığını" anlattığı, Hacı Şeyhoğlu Hasan Üçok derlemesinde
bahsedilmektedir.
Tan Havası: Tan havası, Sabah Namazı'ndan yarım saat evvel düğün evinin en
yüksek odasında çalınır. Ne kadar davul zurna varsa bu havaya katılırdı. Bir
kasaba halkını derin uykusundan kaldıran bu hava çalınırken de şu türkü
söylenirdi:
Gel felek gurbette alma canımı
Duyar düşmanlarım şadıgam olur
Yıkıp viran etme mamur hanemi
Yuvada yavrular perişan olur
Gülüşan beylerinin gülü solarmı
Bozulmuş bağlara bülbül konarmı
Evveli ağlayan sonra gülermi
Düşürdün dillere felek sen beni
Feleğin elinden çektiğim neler
Ayrılır ateşi bağrımı deler
Eşinden ayrılmış gurbete salar
Düşürdün dillere felek sen beni
Gelin Övme Türküsü: Gelin, güveyi evine getirildiğinde, önceden hazırlanan
odanın kapısına telli-duvaklı olarak dikilir. Defçi kadınlar da gelini övmeğe
başlarlar. Ve şu türküyü söylerler:
Hoş geldin allı gelin
Sefa geldin pullu gelin
Haçan gelin haçan gelin
Evlere güller saçan gelin
Oğlumuzu alıp kaçan gelin
Hoş geldin allı gelin
Sefa geldin pullu gelin
Gelinimiz gelir güle güle
Nur doğdu birden bire
Kayın ana iyi dilekler dile
Çok şükür geldi gelinimiz
Şen oldu evimiz gönlümüz
Gelin hanım evinden ağlayarak çıktı ,
Annesinin ciğerini dağlayarak çıktı
Güveyi beğ de yollara düştü
Hoş geldin allı gelin
Sefa geldin pullu gelin
Defçi kadınlar bu sefer de kaynana karşısına geçerek şu türküyü söylerler:
Güveyi beğin annesi annesi
Ellerinde güller kokası
Gelin hanıma iyi günler veresi
Çok şükür geldi gelinimiz
Şen oldu evimiz gönlümüz
Oğlan bizim kız bizim
Gelin hanım iki gözüm
Kulağında kalsın sözüm
Çok şükür geldi gelinimiz
Şen oldu evimiz gönlümüz
Benin ağam kadı ile müderris
Kayık gelse Üsküdar'a gideriz
Gelse bile kötüleri nideriz
O yavrunun düğmeleri çiziktir
Feslikan'a ben atımı bağladım
Yar gelip geçtikçe gönlüm eğledim
Ben o yara sabah selam yolladım
O yavrunun düğmeleri bir sıra
A kız biz gidelim kayrı Mısır'a
Kavağın dibine gülük bastırdım
Ben o zeybeği ağam diye astırdım
Basaksız evlere basak yaptırdım
Hayatsız evlere hayat yaptırdım
Kuru kavak çinip çinip çiniler
Kız göğsünde memelerin iniler
O yavrunun düğmeleri bir sıra
A kız biz gidelim gayrı Mısır'a
Türkünün sonunda da güya kaynana söylemiş gibi şunu derler:
Evimin sıçanı geldi
Sırrım açanın geldi
Gündüz yazup
Gece okuyanım geldi
Gelin Almaya Giderken
Hendekten sesini aldım
Başından fesini aldım
Koca köyün içinde
Beğendim seni aldın
Amanın güzelim bize gel
Allar, allar giy de bize gel
Şu dağlar çiçeklendi
(A kız) yareler pürçeklendi
Çek bayraktar bayrağı
Ayrılık gerçeklendi
Amanın güzelin bize gel
Allar, allar giy de bize gel
Karşıdaki gök ekin
Aldırdım elimdekin
Her soran benzin sorar
Hiç sormaz kalbimdekin
Amanın güzelim bize gel
Allar, allar giy de bize gel
Şu dağlar meşe dağlar
Anam köşede ağlar
Yari bana vermezler
(A kızlar) ateş düşeni dağlar
Amanın güzelim bize gel
Allar, allar giy de bize gel
Kına Yakarken Söylenen Türkü
Hani bu kızın anası
Elinde mumlar yanası
Allah muradını veresi
A kızım kınan kutlu olsun
Vardığın yerler şen olsun
Küçük dayın atın yeder
Büyüğü yanında gider
O da babasına bedel
A kızım kınan kutlu olsun
Vardığın yerler şen olsun
Esvap yülüğün ak taşlar
Yiyip içtiğin ocaklar
Gölgelenip geçtiğin ağaçlar
A kızım kınan kutlu olsun
Vardığın yerler şen olsun
Bir elinde tava sapı
Bir elinde helva topu
Bu da öküzün hakkı
A kızım kınan kutlu olsun
Vardığın evler şen olsun